Paranın şifresini çözen adam: dan brown…

0

Paranın şifresini çözen adam: dan brown…

Diyet üstadı Dr. Robert Atkins’in bir şişko olarak öldüğünü ortaya çıkaran Lisa Rogak. Böyle bir biyografi yazarından ne beklenir? Araştırıyor, Dan Brown’la ilgili skandal arıyor. Ama bulamıyor. Skandal da zaten bu: Da Vinci Şifresi’nin yazarı, düz, dümdüz bir adam. Hayatında ne aşk var, ne gizli cemiyet ne de macera. Sadece başarma hırsı var. Lisa Rogak’ın biyografisi, örnek bir pazarlama kitabı.

Belki Dan Brown’daki bestseller yazarı olma saplantısı, bilinçaltında babasıyla girdiği bir yarıştan kaynaklanıyordu. Çünkü Richard Brown, Amerika’da çok satılan bir matematik ders kitabının, “İleri matematik: Kalkülüse giriş”in yazarlarından biriydi.

Brown Ailesi, adı gibi sıradandı. Baba matematik profesörü, anne kilise orgçusuydu. New Hampshire’da Phillips Exeter Akademisi’nin kampusunda büyük oğulları Dan (1964), kızları Valerie (1968) ve küçük oğulları Gregory (1975) ile mutlu mutlu yaşıyorlardı.

Lisedeyken Dan, müzikle ilgiliydi. Çünkü hayattaki tek amacı albümleri çok satan bir müzisyen olmaktı. Okulda müzik kulübüne girdi. Bir de, kompozisyon hocasının ödev kağıdına yazdığı “Basitlik daha iyidir” lafı vardı ki, onu kulağına küpe yaptı. Yıllar sonra Dijital Kale adlı ilk romanını yazarken, hocanın uyarısını hatırladıkça cümleleri kısaltıyor, kelimeleri azaltıyor ve paragrafları artırıyordu.

Amherst Üniversitesi’nde İngilizce ve İspanyolca eğitimi gören Dan, İspanya’da Sevilla Üniversitesi’nde bir sanat tarihi seminerine katıldı ve Leonardo Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği freskinin slaytı önünde bir hocanın açıklamalarını dinledi. Bu dersten ileride faydalanacaktı.

12 YAŞ BÜYÜK BİR KADIN

Üniversiteyi bitirince bir synthesiser ve bir kayıt cihazı aldı, kurbağa dolu bir gölden yükselen seslerden kısa bir parça düzenledi. Mutlu Kurbağalar bir serinin başlangıcıydı: Suzuki Filler, Sisteki Kuğular, Sıçanlar. Sentezlenmiş hayvan seslerinden oluşan “Synth Animals” adlı bu çocuk albümünü bastırıp dükkanlara dağıttı, birkaç yüz tane sattı. İlk pazarlama tecrübesi buydu.

1991’de Los Angeles’a, film ve müzik endüstrisinin merkezine taşındı, Beverly Hills Hazırlık Okulu’nda İspanyolca öğretmeni oldu. Böylece ünlü kişilerle tanışabilecekti: “Beverly Hills gibi bir okulda veli toplantıları çok ilginç olabiliyor. Rupert Murdoch (20th Century Fox film şirketinin sahibi) ya da Michael Eisner’ın (Walt Disney film şirketinin başkanı) gözünün içine bakıp, çocuğunuz tembelin teki, kendine çeki düzen vermezse dersimden kalır, demeyi deneyin. Çok heyecan verici!”

Ama bu albüm yapmasına yetmezdi. Sonunda Ulusal Besteciler Akademisi’nde aradığını buldu. Akademi’nin sanatsal gelişim müdürü Blythe Newlon, kendisinden 12 yaş büyük bir kadındı. Endüstride çok yere ulaşabiliyordu.

Dan ve Blythe sevgili oldular ama bunu herkesten sakladılar. Çünkü Blythe, Dan’ın menajeri olmuş, onun müzik kariyerini yönetmeye koyulmuştu. Aralarındaki ilişki bilinseydi, hoş karşılanmayacaktı. Nitekim “Dan Brown” adını taşıyan ilk albüm için Blythe, Akademi’nin bütün imkanlarını seferber etti. Diana Ross’un aranjörü tutuldu, Madonna’nın basçısı bulundu. Blythe, müzik yayınlarında röportajlar ayarladı. Ama albüm satmadı. Sonraki “Melekler ve Şeytanlar” albümü de hiç iş yapmadı. Tek yararı, Dan’in sonradan yazacağı bir romanın başlığı olmasıydı.

Sonunda ikili pes etti. Dan’in doğup büyüdüğü New Hampshire’a döndüler. Dan, babasının okulu Phillips Exeter’de İngilizce hocası oldu ve Blythe ile evlendi. Sonradan karısının sanat tarihçisi olduğunu söyleyecekti ama Blythe bu konuda bir amatördü. Gerçi Dan’le ilişkisi ona pek çok uzmanlık kazandırmıştı: Müzik menajerliği, yazar asistanlığı, roman pazarlamacılığı.

SAKINILACAK 187 ERKEK

Dan-Blythe çifti, müzikle uğraşırken, kitap endüstrisini de denemişti. İlk eserleri, Danielle Brown takma adını kullandıkları mizahi bir rehber kitaptı: Sakınılacak 187 Erkek. Duygusal İlişkilerde Öfkeli Kadının Hayatta Kalma Rehberi. Kitap basıldı ama bir bestseller olamadı.

Fabrika gibi çalışan Dan-Blythe, “Kellik Kitabı”nı da bir Babalar Günü’nde piyasaya çıkardılar. Bu kitapta Blythe’ın imzası atıldı, ama yazan Dan’di. Ne fark ederdi? Onlar iki vücutlu tek bir kafa gibiydiler.

1995’te bir gün okula iki Gizli Servis ajanı geldi. Bir öğrenciyi arıyorlardı. Çocuk, arkadaşına bir e-mail yollamış, sinir olduğu Başkan Clinton için “Onu öldürmek istiyorum” diye yazmıştı. Gizli Servis, çocuğun ciddi olup olmadığına bakmaya gelmişti.

Dan, ilk romanı “Dijital Kale”nin konusunu böyle buldu. İnternet henüz yeni yaygınlaşıyordu. Zamanlama harikaydı. Bu konuda bir gerilim romanı yazarsa, bir anda bestseller olabilirdi. O kadar kararlıydı ki, henüz kitap projesini satmadan, öğretmenlik işinden Haziran 1996’da ayrıldı.

Şubat 1998’de Dijital Kale çıktığında, Blythe işe girişti. Kocası için röportajlar ayarlıyor, broşürler bastırıyordu. Dan, yıllar sonra “Otomobille yola çıkıp kitap sattığımızı biliyorum” diyecekti. Ama reklam işini galiba abartmıştı. Bir gün internetteki gruplardan birine şu mesajı yolladı:

“Ben bir yazarım ve ilk romanım Dijital Kale’nin ilk baskısı 9 günde tükendi. Şimdi birçok kişi bana, kitabın ilk baskısından birkaç adet saklamam gerektiğini söylüyor, çünkü çok değerliymiş. Ama ben kitap biriktirme konusunda hiçbir şey bilmiyorum ve birinin bunun doğru olup olmadığını bana söylemesini umuyorum. Dan Brown, Yazar, Dijital Kale.”

Hemen cevabını aldı: “Eğer kitabın reklamını yapmak istiyorsan açık açık söyle. Hangi yazar kendi eserini “saklaması” gerekip gerekmediğini sorar? E-mail adresinin reklam@… ile başladığını kimsenin fark etmeyeceğini mi sandın?!!”

SEYAHAT KİTABI GİBİ

Dijital Kale yayınlandığında, Dan ikinci romanı Melekler ve Şeytanlar’ın yarısını yazmıştı bile. Simgebilimci Robert Langdon’ın başrolde olduğu, Roma’da geçen, Illuminati adında bir tarikatın entrikalarını anlatan bu kitap 2000’de yayınlandı. Bir süre sonra karı-koca, insanların romanı bir tür seyahat rehberi olarak kullandıklarını fark ettiler. E-mailler geliyordu: “Roma’da internet kafedeydim ve kitabınız yanımdaydı. Bütün heykelleri, tabloları ve binaları takip ettim ve haklısınız, hepsi de tam sizin söylediğiniz yerdeler.” Blythe hemen dersini aldı ve kitabı tanıtmak için kullandığı yöntemlerden birisi de bu oldu.

2001’de yayınlanan İhanet Noktası, Dan ve Blythe için aslında bir düşüş noktasıydı. Roman Kuzey Kutbu’nda, NASA’yla ilgili bir komplo üzerine kurulmuştu. Ne zamanlaması ne konusu ilginçti. En az satan roman bu oldu.

Dan-Blythe’in bir sonraki romana, “Da Vinci Şifresi”ne büyük bir hırsla saldırmalarına şaşmamalı. 3 romanın toplam satışı 20 bini ancak geçiyordu. Dan, Paris’te Louvre’da dolaşıp yeniden sahneye çıkaracağı simgebilimci Robert Langdon’ın adımlarını hayal ederken, büyük bir baskı altındaydı.

Neyse ki o sırada editörü Jason Kaufman yayınevi değiştirdi ve Da Vinci Şifresi’nin müsveddeleriyle yeni işyerine geçer geçmez, kitabı pazarlamaya başladı. Bu sayede ilk defa kitap için iyi bir reklam bütçesi ayrıldı, eleştirmenlerin okuması için tanıtım baskıları hazırlandı ve kitabın ilk baskısı çok yüksek (230 bin) tutuldu.

18 Mart 2003’te kitap çıktı. İlk gün 6 bin sattı. İlk hafta sonunda 24 bin. Bir ay sonra 230 binlik baskı bitmişti.

SÜLEYMAN’IN ANAHTARI

Bu defa da kıskananlar çıktı. Vaktiyle Da Vinci Mirası adlı bir roman yazmış olan Lewis Perdue’nün açtığı tazminat davası bunlardan biriydi. Adam, Dan’i kitabını çalmakla suçluyordu. Davayı kazanamadı ama web sitesinde şu tuhaf soruları sorarak dikkati çekmeyi başardı:

Dan Brown ya da onunla çalışan birisi çalışmalarımı aşırdı mı?

Araştırmayı gerçekte kim yaptı?

Da Vinci Şifresi’ni aslında kim yazdı?

Neden Blythe, 25 yıl boyunca Ahamedd Saaddoodeen gibi sahte bir isim taşıdı?

Perdue’nün soruları, hele sonuncusu çok komikti; herkes gülüp geçti. Ama Da Vinci Şifresi’nden çok önce “Kutsal Kan Kutsal Kase” adlı bir kitap yazmış olan Michael Baigent ve Richard Leigh’in açtığı dava ciddiydi. Onların kitabı, Da Vinci Şifresi için yapılmış bir ön araştırmaya o kadar benziyordu ki. Hatta Dan romandaki bir karakterin ismini (Sir Leigh Teabing), onların adından türetmişti. Mahkemeye verdiği ifadede, bunu yazarlara teşekkür etmek için yaptığını söyleyen Dan, Kutsal Kan Kutsal Kase’yi hafif aşağılamaktan da geri kalmıyordu:

“Kutsal Kan Kutsal Kase’yi ilk gördüğümde çok şaşırmıştım. Çünkü kapağında ULUSLARARASI BESTSELLER yazıyordu. Oysa ben kitabın adını bile duymamıştım.”

Tabii kimse Da Vinci Şifresi için aynı şeyi söyleyemezdi.

Şimdi Dan Brown, yine Robert Langdon’ın başrolde olacağı beşinci romanı Süleyman’ın Anahtarı üzerinde çalışıyor. Romanın Washington’da geçtiği biliniyor. Komplo, masonlar üzerine kurulu. Bir söylentiye göre, romanda Mozart da olacak. Masonlar onu, Sihirli Flüt operasında masonluk ritüellerini gösterdiği için öldürmüşler meğer… Robert Langdon, pardon Dan Brown, bunu tam zamanında, Mozart’ın 250. yıldönümünde ortaya çıkarırsa şaşmamalı.

Share.

Leave A Reply